Doğum, hamileliğin sadece fizyolojik olarak bitmesi demek değildir. Kadının vücuduyla ve ruhuyla yaşadığı, hayatındaki en önemli deneyimdir.

Kadınlar uzun süren ve zor geçen dramatik doğum hikâyelerini bir kahramanlık öyküsü gibi anlatırlar. Kolayca yaşanan doğumlar ise, nedense anlatılmaz. Doğum sağlıklı, normal, fizyolojik bir doğa olayıdır. Ancak, evrensel bir şartlanmışlık haline gelmiş doğum korkusunu arttıracak pek çok durum da var. Mesela çevremizde bize güven vermesi gerekenler daha çok tedirgin olmamıza sebep olacak temennilerde bulunurlar, “Allah bir avazda doğurtsun, Allah kurtarsın” gibi, doğuma hazırlanırken okuduklarımızda hep ters giden şeylerden ve müdahalelerden bahseder, sağlık personelinin kullandığı dil korku yaratır. Buda kişide öz güven kaybı ile doğum korkusu oluşmaktadır.

Mesela, “Ağrın başladı mı, arttımı, su keseni patlatacağız, bebek sıkışır, ıkınmazsan bebek oksijensiz kalır, sancı odası” gibi doğum yapılan ortamın gergin ve telaşlı olması ve tabiki medya, televizyon görüntülerinden alınan mesajların, kadınların fark etmeden, etkisi yavaş olarak bilinçaltı kayıtlarına girmekte ve kadınlar hamilelik ve doğum esnasında kanlı, korkunç ve sarsıcı bir olayın insafına kalmış güçsüz yaratıklar olduklarına inandırılmaktalar. Daha hamile olmadan, doğum yapmadan; izlenen televizyon dizileri, anlatılan abartılı doğum hikayeleri, verilen temenniler, dinledikleri ve gördükleri her şey anne olmadan annelik hafızasına kaydedilmektedir. Bu öğrenilmiş şartlanmışlıkları, endişeyi, korkuyu azaltmak çok da kolay değildir.

Doğum da hissedilen ağrıyı doğal yöntemlerle azaltmak mümkün; bunu sağlamanın yolu ise kadınların doğumla ilgili önyargılarını değiştirmek, sabırlı olmayı öğrenmelerini sağlamaktır.

Doğumu yaşayan kadın hamileliği boyunca kendinin bir parçası olarak hareket eden, tekmeleyen o küçücük varlığı bebeğini özgür bırakmak üzere hazırlığını yapmış ise, hissettiği baskı ve ağrının bir evrenden diğerine geçiş olduğunu ve ardından gelecek serbestlik ve mutlulukla bebeğini kucakladığını hayal edebilir. Doğumu tazeleyici, tamamen doğal, yeni hayatın içinden geçtiği ruhani bir yolculuk olarak hissedebilir ve memnuniyetle karşılayabilir. Mutlu doğum, sağlıklı, neşeli, sevgi dolu bir beklentiyle çok yakından ilişkilidir.

Doğum her zaman sancılı olmaz. Bazı kadınlar hiç farkına varmadan, ilaç ve anestezi yardımı olmadan, bebeklerini dünyaya getirirler; bazı kadınlarsa normal sancı çekerler. Bazı kadınlar doğum süresi boyunca sancılanırken, bir kısmı yalnızca ağrıyı doğumun sonlarına doğru hissederler. Her kadın için doğum, bireysel bir deneyim ve mucizevi bir tabiat olayıdır. Yeryüzündeki canlıların büyük bir kısmı benzer şekilde doğumlar yaparak var oluşlarını sürdürürler. Hayvanların anatomik olarak insandan farklı olan yapıları ve bilinç seviyeleri, üreme ve doğum zamanlarını içgüdüsel bir doğallık ve kolaylıkla yapmalarını sağlarken, insana özgü bilincin, yalnızca kendisinde bulunan soyutlama özelliği sebebiyle, çevresel faktörlerden olumlu veya olumsuz etkilenmesi mümkündür. Doğa toplumları ve modern toplumdaki kadın için de hamilelik ve doğumun taşıdığı anlam farklıdır. Doğa toplumlarındaki kadınlar, bebeğin doğumunu doğal bir tabiat olayı olarak yaşarlar ve kadınlar arasında dayanışma vardır. Doğum esnasında birbirlerine nasıl yardım edeceklerini bilirler. Modern toplumlarda ise doğal uygulamaların yerini öğrenilmiş, sistemleşmiş yöntemler almış ve böylece kadınlar kendi bedenlerine inançlarını kaybetmiş, birbirlerine yardım etmek yerine birbirlerini korkutur hale gelmişlerdir.

Oysa ki kadınların yüzyıllardır birbirlerine aktardıkları bilgi şifreleri hücrelerinde mevcuttur, vücutları nasıl doğum yapacağını bilir. Ayrıca hamilelik ve doğum sırasında olabilecek aksilikler doktorunuz tarafından gereken müdahalelerle önlenebilir. Normal doğum yapmanıza engel durumlar varsa, bu durumda da sezaryenle bebeğinizi dünyaya getirebilirsiniz. Ancak her şey yolunda gidiyorsa, normal doğum yapmamanız için hiçbir neden yoksa, hamilelik boyunca vücudunuzun doğum için yaptığı hazırlığa siz de katılmalı ve hazırlanmalısınız.

Bu hazırlık, önce doğru bilgilere ulaşmak ile başlar: bu kitap veya kurslar aracılığıyla, hamilelik, bebeğin anne karnındaki gelişimi, doğum, doğumu kolaylaştıracak, zihni ve bedeni hazırlayan çalışmalar, yeni doğmuş bebeğin özellikleri, bakımı ve emzirme konularında edineceğiniz bilgi ve becerilerin çok işe yaradığını, yaşayarak göreceksiniz.

Her ne kadar doğum ile ilgili teorik bilgileri burada sizlere veriyor olsak da her doğumun kendine özgü ve benzersiz bir kişisel deneyim olduğunu unutmayın. Vücudunuz hamilelik boyunca kendini bu finale hazırlamaktadır. Ruhsal olarak da kendinizi hazır hissetmelisiniz. Bunun için, özellikle doğuma yakın günlerde nefes egzersizlerini bolca tekrarlayın, bu sırada hissettiğiniz duygularınızla yüzleşin. Korkuyorsanız neden korktuğunuzu anlamaya çalışın; korkunuzu, endişelerinizi inkar edip bastırdığınız sürece onlar daha da artarak doğum anında karşınıza çıkar ve sizi kısır bir döngü içine alır. Nefes egzersizlerini uygularken bu tür duygular açığa çıkacaktır ve onlarla yüzleşip, geride bırakmak, doğum ânında kendinizi bırakmayı ve doğayla işbirliği yapmanızı kolaylaştıracaktır. Ruhsal enerjinizi bozacak görüntü, anlatım ve kişilerden uzak durun. Kendinize ve doğanın gücüne inanın…

Korkudan kurtularak, bedeninize, kendi bilgi ve sezgilerinize, varoluş mucizesine inanarak, muhteşem bir doğum deneyimi yaşayıp, bebeğinizi kucaklayabilirsiniz. Bebeğiniz sizin kucağınızdan aldığı güven duygusunu içselleştirerek, özgüven duygusu yüksek bir birey olacaktır.

Kadınların hayatında, şüphesiz en dönüştürücü deneyim doğumdur. Günümüzde ise kadınlar normal doğum yapmaktan korkuyor. Halbuki normal doğum, adından anlaşıldığı üzere normal bir tabiat olayı. Korku, gerçekliği ve sevgiyi gölgeler ise işte o zaman acı çekersiniz. Kadınlar olarak ruhumuzda bebeklerimizi doğurmak ve onlara bakmak için tüm bilgi ve güç mevcut. Zamanın başlangıcından beri genetik kodlarımızda bu bilgi vardı ve hep var olacak. Ama sanıyorum bu bilgileri silmek üzereyiz.

Normal doğum yapmak için dışarıdan aldığınız seslere değil, sizin gerçek alanınıza yani içeride neler olduğuna odaklanmaksınız. Size hizmet eden sesleri dinleyin ama hiç unutmayın, gerçek otorite sîzsiniz. Ya zihninizin yarattığı korkulara mahkum olacak ya da zihninizin hakimiyetini ele alacaksınız. Böylece doğumun ihtişamı sizi başka boyutlara götürecek ve sonunda zafer sizin olacak.

Hamile olduğunuzu öğrendiğiniz zaman bebeğinizin dünyaya gelmesi için geçecek süre size çok uzun gelebilir. Hele de 5 veya 6 hafta sonra hamileliğinize eşlik eden bulantılar da başlamışsa, sanki bir alacakaranlık kuşağına girmişsiniz gibi hissetmeniz çok mümkün! Bu şikayetlerin hiçbirini yaşamayan anne adayları ise çok şanslılar. Bazen danışan anneler oluyor, “Makarnadan başka hiçbir şey yiyemiyorum, onu da bir miktar, fazla olursa hemen çıkarıyorum acaba bebek zarar görmüşmüdür?” gibi sorularla sıklıkla karşılaşıyorum. Merak etmeyin, bebeğiniz ihtiyacı olan her şeyi sizin depolarınızı kullanarak alacaktır. Büyük çoğunlukla bu bulantı ve kusmalar ilk 3 aydan sonra bitiyor. Kitabın daha önceki bölümlerinde bulantı için küçük önerilerimiz olmuştu, deneyebilirsiniz, bazen işe yarıyor. Kusuyorum diye de insan suçluluk duymaz ki, bu sizin kontrolünüzde olmayan bir durum. Midenizde neyi tutabiliyor sanız onu yiyin. Bu zaman geçecek ve ondan sonra her şeyi yiyecek duruma geleceksiniz. Gebelik boyunca bazı anne adayları birtakım besinlere karşı isteksiz olup, tiksinti duyabiliyorlar. Bu durumda normaldir.

İşte çoğunlukla ilk 3 ayın hali böyle! Yedim, yiyemedim, bulantı, sürekli bir tekne tutmuş hah, başımı nereye koysam da azıcık gözlerimi kapasam derken geçiverir. Biliyorsunuz, bu zaman süreci bebeğinizin de en kritik aylarıdır.

Ortadaki 3 ay ise hamileliğinizin kraliçeliğini yaşadığınız ve kim olduğunuzu, size neyin doğru geldiğini de bulma zamanıdır. Kadınlık gücünüzün getireceği fırsatları görebilmek üzere harekete geçmelisiniz. Bilgilenmek önemli, bilgi doğru seçimi getirir. “Ay ben bugün şu alışverişteyim, yarın filanca AVM’de şık bebek giysilerine bakacağım”, “baby shower” derken son 3 aylık dönemin içinde bulursunuz kendinizi. Yine zorluklar; ayaklar şişer, sırtınız ağrır, mideniz yanar, geceler kabus, tık nefes, zihninizin gevezeliği ve illüzyonları, dinlediğiniz doğum hikayeleri, verilen iç karartıcı temenniler, artan endişe ve korkularınız, anlamadığınız tıbbi deyimler vs… Hemen doktorla sezaryen sözleşmesi yapıp, “Aman gözümü kapar, açar, bebeğimi kollarıma alırım,” seçeneği sizin için en kolay yol görünür.